Cuma, Temmuz 13. 2007
"Karadelik Güncesi" nin yazarı Ali Teoman. 1962 doğumlu bir mimar yazarımız. Çeşitli üniveristelerde İngilizce okutmanı olarak çalışmakta ve yazmakta halen. Bu kitap, Yapı Kredi Yayınları'ndan 2002 yılında çıkmış olan "Uykuda Çocuk Ölümleri" kitabı ile başlayan "Konstantiniye Üçlemesi"nin ikincisi. Ben birinci kitabı okumadım, hatta varlığını ne yazık ki bu kitabı okuduktan sonra öğrendim. (Belki de kötü bir alışkanlık ama arka kapak ve ilk sayfa açıklamalarına pek itibar etmiyorum...) Burada verilen bilgiye göre, kitaplar ayrı karakterlere dayanıyor ama atmosfer olarak aynı "gerçeküstü, fantastik, grotesk zaman ötesi İstanbul"u kullanıyor. Hakikaten çok farklı bir İstanbul kitaptaki. Yine alıntılarsam: "hem altın ve gümüş paralarla alışveriş edilen, hem bilgisayar kullanılan, hem hamamlara gidilen, hem çelik strüktürlü gökdelenlerde çalışılan, hem atlı kupa arabalarına binilen, hem girift bir metro ağıyla kaplı, değişik dönemler, yapılar,buluşlar ve olayların iç içe geçtiği tuhaf bir İstanbul'dur".
Ali Teoman'ın çok güzel bir yazı stili var. İnsanı okurken zorlayan ama lezzetli uzun cümleler kullanıyor. Benim ilk Marquez'in "Başkan Babamızın Sonbaharı"nda dikkatimi çeken paragrafsız bölümleri bile var kitabın. Yan bir bölüm tek bir paragraf ve çok uzun birkaç cümleden oluşuyor. Bu durum kitabın okunma süresini uzatsa da çok keyifli olduğunu söyleyebilirim. En ilginç yanlarından biri de kitabın arkasındaki altı sayfalık KISALTMALAR bölümü. Gerçekten çok cin kısaltmalar kullanmış Teoman kitapta. Birkaç örnek:
ADAK: Adalet Akademisi
BARKOD: Barışsever Kodkırıcılar Derneği
BİTYENİK: Bireyleri Topluma Yeniden Kazandırma
DAVET: Dava Vekilleri Tavernası
KÜLOD: Külhanbeyleri Odası
MÜLKİYE: Mülksüz İnsanlar Yerleşkesi
Kitabın kahramanı, avukatlık sınavını veremeyip ancak küçük bir dava vekili olarak hayatını sürdürmeye çalışan İbrahim Nemrud. İstanbul kazan biz kepçe, kahramanımızın peşinden savrulup duruyoruz oradan oraya. Her bölümde ayrı karakterler çıkıyor karşımıza, çoğu zaman da o bölümde bitiyor olayların örgüsüne katkıları. Maceraları bütün kitaba yayılan az sayıda karakter ise gerçekten güzel tasarlanmış.
Kısacası tavsiye ederim "Karadelik Güncesi"'ni, farklı bir tad arayanlara. Ama kolay bir okuma olmayabilir, haberiniz olsun.
Pazar, Haziran 10. 2007
"Denizler Karışınca" kitabı, yazarı Şenol Dicleli'nin ilk romanı. Mesleği tıp doktorluğu olan yazar benimle yaşıt. Kitabın başındaki kısa tanıtım yazısına bakılırsa mesleğini sürdürmekle birlikte, "içindeki yazma isteğineengel olamadı ve ilk romanı 'Denizler Karışınca'yı kaleme aldı".
Zamanı ve mekanı bildiklerimizden olmayan bir hikaye yazmış Dicleli. Bununla birlikte daha ilk sayfadan, sizi şaşırtmayı yada en azından "vay be" dedirtmeyi amaçlayan bir akışın farkına varıyorsunuz. Küçük ipuçları: Karakterlerden birinin adı Anatoli, başka birinin ismi İsta. Yaşadıkları yerin kuzeyinde Siyah Deniz var, güneyinde Beyaz Deniz. Kavmin hükümdarı kitabın ilk sayfalarından itibaren bu iki denizi birleştirecek bir kanal kazdırmaya niyetli.
Bu detaylar kesinlikle kitabı okurken alacağınız zevki azaltmayacak çünkü daha ilk sayfalardan itibaren ortadalar zaten. Okunması kolay bir kitap "Denizler Karışınca". Kavimler arası çekişmeler, politik manevralar, aile ve aile üyelerinin birbirine bağlılığı, dürüstlük ve sadakat gibi kavramların yoğun bir şekilde kullanıldığını görüyoruz. İnsanı okumaktan soğutmayan bir temposu var. Yakamoz Yayınevi kitabın kapağında "Tarihi Kurgu Roman" şeklinde bir ibare kullanmış ki ben bunu ilk defa duyuyorum ama duruma uyduğunu söyleyebilirim.
Tavsiye edilir.
Cuma, Mayıs 11. 2007
Mine G. Kırıkkanat'ın okuduğum ilk kitabı "Gülün Öteki Adı". Önce Radikal şimdi de Vatan gazetesindeki yazılarından takip ediyorum kendisini. Bu kitap belgesel bir çalışma. Türkçe baskıya önsözü İlhan Selçuk, Fransızca baskıya önsözü Paris Üniversitesi'nden Prof. Jacques Thobie yazmış. Mine G. Kırıkkanat bu kitapta Kathar Şövalyeleri ile Şeyh Bedrettin olayı arasında bir ilişki kurmuş ve bu tezini destekleyecek bir metin hazırlamış. Katharism Ermenistan, Küçük asya, Balkanlar ve Orta Avrupa'da yayılan bir mezhep. Diğer Hristiyan mezheplerinden oldukça farklı, ruhban sınıfının egemenliğini reddeden, (dönemine göre) eşitlikçi ve barışçı bir mezhep. Bedrettin'in öğretisi ile çakıştığı çok nokta var gerçekten de yazarın irdelediği kadarı ile. Diğer uzmanların konu hakkında ne düşündüğünü bilmiyorum ama anlatıldığı kadarı ile mantıklı geliyor. Zaten kısa bir kitap, 90 sayfalık bir tarih gezintisi. İlginizi çekebilir...
Perşembe, Mayıs 10. 2007
Erkan Oğur'u hepimiz tanıyoruz aslında. Nereden mi? MFÖ'nün "Güllerin İçinden" şarkısındaki o enfes perdesiz gitar namelerinden. "Bir Ömürlük Misafir" albümü de yine gitarını konuşturduğu bir eser olmuş. Dolu dolu 75 dakikalık bir albüm. Artık böylesine rastlamak gittikçe zorlaşıyor. 13 parça var albümde. Beni en çok etkileyenler "Hey Onbeşli Onbeşli" (Donarak şehit olan 90000 asker için) ve "Bir Ömürlük Misafir" (Özdal Orhon'un anısına) oldu. Anonim eserlerin yanında kendi besteleri ve başka müzisyenlerin eserleri de var. CD'nin içindeki kağıtta şöyle diyor: ... "Düşüncelerimdeki Türk Müziği sesleri ihtiyacım, gitardaki perde sistemini kaldırmama ve sınırlı bir aralık içerisinde sonsuz ses imkanı sağlayan perdesiz gitarı yapmama neden oldu"...
Tavsiye ederim.
Çarşamba, Mayıs 9. 2007
Yazarı Yılmaz Okumuş. Kitabın kapağı çok hoş. Karadeniz bölgesine has gaga burunlu bir Karl Marx fotoğrafı süslüyor bu sevimli kitabın kapağını. Tüm eser karadeniz şivesi ile yazılmış. Marksist bir karadenizlinin bazen tek bir paragraflık bazen üç-dört sayfa uzunluğunda "deneme"lerinden oluşuyor. Son derece keyifli bir kitap. Mutlaka alıp okuyun, şiddetle tavsiye ederim. Biraz fikir vermesi açısından birkaç bölüm başlığını aşağıya sıralıyorum:
Kapitalizum menfaat görmezse yarali parmağa bile işemez
Olikarşi
Sevcililer Tüketum Güni
Tüm dünya hamsileri, birleşun!
Kainatun tüm sömürülerine kapali olmak
Emperyalizum karşusinda ilk yariyi yenuk kapattuk
Evrensel kibar orospi para
Kuçuk burjuva kuçuk burjuva kuyruğun nerede?
Kapitalizum sizi Fortislesun mu?
Cumartesi, Mayıs 5. 2007
İşim gereği Microsoft SQL Server'ı çok yoğun olarak kullanıyorum. Performans ile ilgili sorunlar yaşadığımda, kitaplarına ve bloguna başvurduğum bir uzman var: Ken Henderson. Bu yazı onun blogundan çalıntı bir konu üzerine.
2005 versiyonunda bence büyük bir yenilik olarak clustered indexlerin "in place" olarak tekrar yaratılması olanağı getirildi. Bu gerçekten performans ve veritabanının kullanılabilir durumda kalması açısından çok faydalı. Önemli noktalardan biri de şu: Bir tablo üzerindeki clustered indexi "ALTER INDEX ... REBUILD emiri ile yeniden yarattığınızda (rebuild ettiğinizde), tablo üzerindeki diğer nonclustered indexler tekrar yaratılmıyor. Doğal olan da bu. Çünkü her nekadar diğer nonclustered indexler, yapı olarak clustered indexe bağlı olsalarda, değişen clustered indexin yapısı değil, diskteki sayfalar üzerindeki dağılımı. Dolayısıyla nonclustered indexlere birşey olmuyor. Tabii eğer clustered indexi tamamen silip yeniden yaratırsanız (drop / create) o zaman bütün yapı değişeceğinden, diğer indexler de sıfırdan yaratılmak zorunda. Küçük bir detay olarak gözükebilir ama önemli bir detay.
Çarşamba, Mayıs 2. 2007
Tahsin Yücel'in bir kitabı. Kitap 2006 Tüyap Kitap Fuarı'nda büyük bir tanıtımı olmuştu, hafif bilimkurgu galiba diye atlayıp aldım. Evet olaylar 2073'te geçiyor ama bunun ötesinde BK ile bir ilgisi yok. Politik bir roman, günümüz Türkiye'sinin poltika / iktidar / hukuk-yargı üçgenini irdeliyor. Tahsin Yücel'in başka kitabını okumadım, bunu da öyle çok rahat okuduğum söylenemez. Araya "öztürkçe" kelimeler sıkıştırmayı seviyor, biraz da didaktik bir anlatımı olduğu için öyle keyifli bir okuma olduğunu söyleyemeyeceğim. Konusu şöyle: Yıl 2073. İktidar Türkiye'de ne var ne yok satıp savmış, özelleştirme adı altında dağ taş göl nehir fabrika atölye okul üniversite elden çıkmış, özel sektöre geçmiş. Ünlü bir avukatın aklına, haksız yere suçlanıp hapiste tutulan bir dostunu kurtarmak için bir fikir gelir: Yargıyı da özelleştirmek. Böylece devrin hükümeti ile pazarlıklar başlar...
Konu ilginç geliyorsa bir deneyin derim.
Cumartesi, Nisan 28. 2007
Cuma akşamı eşim lise arkadaşları ile Taksim'de buluştu, ben de eve gitmeyeyim diye oralara takıldım. 10-15 senedir ilk defa bir filme vizyona girdiği gün gittim. "Next", Philip K. Dick'in bir kısa hikayesinden senaryolaştırılmış. Onun hikayelerinden uyarlanan aklıma gelen diğer filmler Blade Runner ve Total Recall. Esasında filmleştirmesi zor eserler verir ama nedense senarist ve yönetmenler seviyorlar bu yazarın romanlarını ve hikayelerini.
Kahramanımız (Nicholas Cage) kendisiyle ilgili geleceği, olayları iki dakika önceden görebiliyor. Bu iki dakika limiti önemli. Bu sayede kumar masalarında göze batmadan küçük küçük kazanarak yolunu buluyor. İstisna bir durum var (olmasa film olmaz zaten): Bir restoranda karşılaşacağını gördüğü bir kız var, onunla ilgili tüm geleceği sezebiliyor. Hayatını da bu kızı bulmaya adıyor haliyle. Bu arada tamamen alakasız bir sebeple FBI'ın dikkatini çekiyor ve FBI, iki dakika sınırlamasından habersiz, kahramanın bu "geleceği görme yeteneğinden" faydalanmak için peşine düşüyor.
Konu hafif bilimkurgu gibi ama geleceği görme olayını çıkarırsanız, klasik bir aksiyondan fazlası değil. Nick yine rolünün büyük kısmında kameraya bön bön bakarak karakter yaratmaya çalışıyor. Aksiyondan nefret etmiyorsanız hiç sıkılmadan izleniyor, ama gittiğiniz filmde içerik vb. arayanlardansanız, bekleyin televizyonda bir boş vaktinizde izlersiniz.
Çarşamba, Nisan 25. 2007
Şu anda, yapılacak cumhurbaşkanı seçimi için tek adayımızın kim olduğunu öğrenmiş durumdayız ve hararetle bunu tartışıyoruz.
Daha çoook yazar çizeriz bu konuda. Şimdilik sadece şu geliyor aklıma:
Demokrasi hak ettiğinizden daha iyi yönetilmemenizi sağlar.
Cuma, Nisan 20. 2007
Gaydırıgubbak tarifler dizisi 3.
Esasında temel olarak çoban salata tadında bir yemek bu. Ama fazladan mantar ve biraz baharatlı bir sosu oldu deneme yanılmalar sırasında. Malzemeler:
200 gr mantar.
4 adet taze soğan
1 domates
1 salatalık
2 çorba kaşığı domates rendesi
1 tatlı kaşığı ketçap
1 çay kaşığı hardal
1 diş sarımsak
1 limon suyu
kuru nane
kırmızı pul biber (biraz acı istenirse)
Mantarları haşlayın. Kavanoz mantar da kullanabilirsiniz. Büyükleri dörde, orta boyları ikiye bölün, küçükler olduğu gibi kalsın. Soğanları ince ince doğrayın. Domates ve salatalığı zevkinize göre doğrayıp ekleyin. Baharatlar dışında kalan malzemeyi sos için ayrı bir kapta iyice karıştırın, özellikle hardalın erimesi biraz vakit alabilir. Sosu yavaş yavaş salataya ekleyin ve baharatları üzerine serpin.
Varyasyonlar:
1. Tuz ve zeytinyağı seçimliktir, eğer konserve mantar kullanırsanız zaten biraz tuz işin içine girmiş demektir.
2. Ufalanmış tuzsuz lor peyniri yada rendelenmiş beyaz peynir de ayrıca yakışıyor.
|